7 Nisan 2010 Çarşamba

Yıldız...

Dolabın kapağını açtı, ağzı geniş, oval bardağı raftan indirdi. Bir sağa bir sola yalpalayan araçta, ayakta durmakta zorluk çekiyordu. Ufak pencereden şöyle bir göz attı dışarıya… Hava yavaş yavaş kararmakta, güneş döngüsünü tamamlayarak, yerini Ay’a bırakmakta idi. Bu anı seyretmekten çok büyük keyif alıyordu. Buzdolabını açtı, buzluktan iki parça buzu bardağına koydu. Elini Jack Daniel’s şişesine uzattı. Black hep ilk tercihi olmuştu. Şişenin kapağını çevirdi ve bardağını her zamanki ölçüsünde doldurdu. Halen bir sağa bir sola çok tatlı bir yalpalanma ile yol alıyordu içinde bulunduğu hayali…
Şişeyi koltuğunun altına sıkıştırdı, diğer elinde, kendine hazırlamış olduğu ”Jack Daniel’s On the Rock” yavaş yavaş yukarıya doğru çıktı. Adımlarını bir üst basamağa attıkça, tatlı dostu rüzgarın, yüzüne daha sert çarptığını hissediyordu. Ona kızmasına imkan yoktu bu sert esişinden dolayı, çünkü şu anda onun sayesinde yol alıyor ve bu keyfi yaşıyordu. Son basamakta durdu, eliyle destek aldı o dokunmayı çok sevdiği ahşap kaplamadan, dışarıya adımını atmadan evvel… Derin derin içine çekti iyot ve yosun kokusuyla karışmış havayı… İçine dolan huzuru hayatında sadece iki şeyde yaşayabiliyordu. Birincisi, adımını dışarı attığında hafif ıslanmış tik kaplamaya bastığında ve rüzgarın çarpması ile hissettiği özgürlüğünde… İkincisi ise, nerede ve nasıl olursa olsun, onun elini tuttuğundaki huzur…
Teknenin kenarlarına tutunarak bir eliyle, düşmemek için, koltuğunun altına sıkıştırdığı şişesi ile ve aynı elinde tuttuğu Jack dolu bardağıyla, ona doğru yürümeye başladı. Teknenin güvertesinde yine o ihtişamlı güzelliğiyle ayakta onu bekleyen kadına… Üzerinde beyaz şeffaf bir elbise, önden sadece iki küçük düğme ile tutturulmuştu. Elbisenin serbest kalmış alt kısımları uçuşurken yukarıya doğru kalktığında, meleksi iki kanat beliriyor, güneşin son ışıkları onu aydınlatmak için tüm güçleriyle parlıyor ve o ilahi görünümü oluşturuyorlardı. Sanki Tanrı, o anda kadını gökyüzünden iki kanat ile indirmişti ve onun için…
Yanına yaklaştı, hiçbir şey söylemeden dudaklarına bir öpücük kondurdu. İçmeden önce onu öpmeyi seviyordu, çünkü o öpücüğün tadını bozacak hiçbir şeye tahammülü yoktu, bu Jack Daniel’s bile olsa…
Teknenin güvertesine oturdu, kadın da onun bacaklarının arasına… Şişeyi bir yanına koydu, bir yudum aldığı bardağını ise diğer yanına… Artık elleri ve kolları serbest kalmalıydı, çünkü kadınına sarılmak için ihtiyacı vardı onlara… Bir koluyla belinden, diğer koluyla boynunun hemen altından, göğsünün üstünden sarıldı ona… Kendisine doğru çekti ve kokladı onu… Deniz üzerinde, ahşap ve iyot kokusunu tek kesen koku, onun o masum kokusuydu. Boynuna hafif bir öpücük kondurdu, bunun onun hoşuna gittiğini biliyordu. Kadın kafasını arkaya doğru yasladı ve adamın yanağı ile boynunun yanı arasına gömdü saçlarını... İşte bu an ölümsüz ve hep hatırlanacak resimlerden birini barındırıyordu. Zihninde klik sesini duydu, artık bu fotoğraf ölümsüzleşmişti.
Her ikisi de gözlerini kapadılar ve teknenin, dalgaların kah üzerine çıkarak, kah dalgaları yararak, yanlara yalpalayarak gidişinin ahengine bıraktılar kendilerini… Gün kendini iyice geceye teslime ederken, kadının üşüdüğünü ve ürperdiğini fark etti adam… Kollarını onun kollarına doladı ve ısıtmaya çalıştı, kalbinin onun için ürettiği sıcaklığı, kollarına ve oradan da ellerine ulaştırarak…
Kadın artık yüzünü onun göğsüne gömmüş ve tamamen kollarında yatıyordu. “İşte benim kedim” diye aklından geçirdi gülümserken ve daha sıkı sardı onu… Pupa yelken giderken zihninde bir ezgi, bir zaman ona ulaşmak adına aştığı engelleri anlatırcasına yazılmış sözleriyle onlara eşlik ederken;


Yelken açmış gidiyoruz.
Eve, denizi aşarak…
Yelken açmış gidiyorum, fırtınalı sularda,
Seninle olmak, özgür olmak için…

Uçuyorum, uçuyorum
Bir kuş gibi, gökyüzünü geçerek
Uçuyorum, yüksek bulutlardan geçerek
Seninle olmak, özgür olmak için

Ve böyle sürüp giderken şarkı zihninde, geceyi aydınlatmaya başladı yıldızlar… Ama hiçbiri şu anda kucağında tuttuğu, kollarında sardığı yıldızı kadar aydınlık, sıcak ve enerji veren olamazlardı. Yıllardır onun her gecesini aydınlatan tek yıldızı idi kadın…

Hiç yorum yok: