12 Eylül 2009 Cumartesi
Yazarın Kalemi / Adem ile Havva (Hikayelerin Kesişmesi)
Senarist yazmaya devam ediyor hikayeyi… Artık Adem’in Kalemi kıvrak bir şekilde kelimeleri, kağıda çiziyor. Adem, neler gördü neler yaşadı, bu dünyaya düştüğünden beri… Kimi zaman güldü, kimi zaman ağladı, kimi zaman yıldı, kimi zaman kükredi bir aslan gibi… Ama mücadelesini hiç bırakmadı hayatla olan… Hayat ona birçok sürpriz yaptı. Bazen güzel, bazen kötü sürprizler hazırladı. Ama şaşırtmadı hiçbir zaman Adem’i… Çünkü O hayatın yazıldığı yerden geliyordu zaten, yönetmenin yanından… Yönetmeni çok iyi tanıyordu. Neyi, ne zaman ve neden, hangi sebeple bu filme soktuğunu algılıyordu. Kötü performansına kızıyordu bazen yönetmen Adem’in, çünkü yapması gerekeni yapmıyordu. Bir sonraki bölümde mutlaka bu kızgınlığının karşılığında Adem’i zorlu ve meşakatli durumlara sokuyordu. Adem’in performansını beğendiğinde ise, bir sonraki bölüm gerçekten keyif verici hale geliyordu herkes için… O da biliyordu aslında hiçbir başrol oyuncusu, filmin her bir bölümünü, hatta her bir bölümün farklı anlarını aynı performansta oynayamazdı. Ama işte yine de denemeliydi tüm oyuncular… Her an, her dakika performanslarını en iyi seviyeye taşımayı… Adem hep bunun için uğraşmıştı. “İyi” olmaya çalışmak. Hayatta ki tek gayesiydi. Birçok insanoğlu, para kazanmak, servet yapmak veya mal mülk sahibi olmak için uğraşırken, Adem sadece ve sadece “iyi” olmak için çalışıyordu. Başarılı mıydı? Kendisine sorarsanız henüz “hayır”… Bu cevabından dolayı da henüz diğer “iyi “şeyleri hak etmediğini düşünüyordu. Melek’in gidişi, daha önceki Melek’lerin gidişi… Hep bu yüzdendi. Yönetmen onun henüz bir Melek’i hak edecek performansta olmadığını düşünüyordu. Bundan dolayı şu anda onun filminde Adem yalnızdı. Bundan dolayı Adem hala arıyordu. Ve belki de hep aramak zorunda kalacaktı. Asla bulacak, ya da bir Melek’i hak edecek kadar iyi olamayacaktı. -Peki o zaman ben neden buradayım. Sevgiyi, aşkı ve Havva’yı arayışım sonuçlanmayacaksa neden buradayım? Belki senin görevin sevgiyi bulmak değil Adem… Belki sen sadece onu anlatmakla görevlisin. Belki sen sadece bunu yazmakla görevlisin. Ayrıca sen zaten kalbinde, aklında, gönlünde “sevgi” dolu gönderildin dünyaya… Aslına bakarsan araman gereken bir şey yok. O zaten senin içinde… Sen sadece aynanı bulmalısın. Kendi yansımanı bu hayattaki… -Kafam karıştı. Kendi yansımamı nasıl bulabilirim, aynaya baktığımda sadece kendimi görüyorum. Benim tek erişebileceğim “ben” miyim yani bu hayatta? Yansımam derken bana biraz daha anlat lütfen… Sana yansımanı anlatmama gerek yok. Sen zaten sen de yansıyacak olanı görebiliyorsun şu anda… Gözlerini içe doğru çevir ve içini görmeye çalış, işte senin yansıman içinde gördüğün şey… Ve içinde gördüğün şeyde dışarıya yansıyan, sen de gördükleri şey… O zaman sen karşında seni gördüğünde hayatının bir bölümünde, o zaman bulmuş olacaksın Melek’i… -Peki ya bu fırsat elime geçmiş ve ben kaçırmışsam? Ya farkına bile varamamışsam? Merak etme… İnsan karşısına “kendisi” çıkınca fark etmeme gibi bir şansı olamaz. Bu şunun gibi bir şeydir; yıllar sonra hiç görmediğin ve haberinin bile olmadığı bir ikizin, aslında ruh anlamında, bir anda karşına çıkıyor ve diyor ki; -Ben senim… Sen de bensin… Biz biriz… İşte sana öğretilen gerçek sevginin temelinde yatan cümle de bu değil mi zaten? “Biz biriz” Şimdi bekle, o çok yakınında, çok az bir adım kaldı atman için… O sana doğru gelecek ve sen onun gelişini göreceksin. Sen sadece dur… Dur ama devam et… Bu dünyadaki amacına devam et. “İyi ol”… O seni gördü… O sana gelecek… Kim mi? Bunu sen de, ben de geldiğinde göreceğiz. Onun bir kimliği yok. Aslında var ama, onun kağıda basılmış kimliği önemli değil senin için de bizim için de, değil mi? -Evet O zaman kim olduğu önemli değil… Gerçekte “kim” olduğu önemli… Her şeyden önce o da O’nun suretinde yaratıldı. Sırf bu yüzden bile birbiriniz için mükemmelsiniz. O da yansıdığında seni görecek. İkinizin yaydığı ışıklar, gözleri kör edecek. Sen konuştuğunda “O” diyeceksin, o konuştuğunda “Sen” diyecek. İnsanoğlu size baktığında öğrenecek; dünyadaki en eski aşk hikayesini… Çünkü siz yokken bile, sizin aşkınız vardı. Çünkü sizin aşk hikayeniz asırlar önce yazıldı. Sizin sevginiz asırlar sonrasına aktarılacak. Bu yüzden yaz Adem… Kaleme de söyle yorulmasın. Sen de yorulma. Yaz… Sevgiyi yazmak, bir ilim yazmaktır. Dünyanın var olmasının sırrındaki ilim ne Darwin Usta’nın teorisi ne de “Bing Bang” tir Adem… Dünyayı yoktan var eden sevgidir. O’nun size olan sevgisi… Şimdi dünyayı devam ettirecek ve bu unutulan ilmi herkese hatırlatacak da sizin sevginiz olacak. Bizim sevgimiz olacak… Yaz ve bekle, o geliyor sana doğru… Adımları çok narin… Yaralı bir ceylan gibi ürkek adımlarla geliyor. Yazmaya devam et… Kalemin, sihirli bir flüt olacak ve aşk şarkıları çalacak kalemin. Notaları kelimelerin oluşturacak. Yazdığın her bir sayfa bir senfoniye dönüşecek insanların kalbinde… Ve gün gelecek onlar da senin şarkılarını söyleyecekler, sana eşlik ederek… İşte o gün seni yanımıza geri döndüreceğiz Adem… İşte o gün sen, sevdiğinle sevginin gerçek kaynağına geri döneceksin. O zamana kadar yaz, sevgiyi yaz…
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder