......
Garson elinde bir şişe soğutulmuş kırmızı şarapla masaya yaklaştı. Bir eliyle şişenin altından, diğer eli ile ise şişenin ağız bölümünden tuttu, hafif bir döndürme ile, şarabın markasının ve tarihinin göründüğü etiketin bulunduğu tarafı adama gösterdi. Oturmakta olan adam kafası ile tamam anlamına geren hareketi yaptı. Şişeyi masanın üstüne bıraktı, cebinden tirbüşonunu çıkardı. . tirbüşonun sivri ucuyla önce şişenin ağız kısmını kaplayan jelatinimsi maddeyi, keskin ucu ile araladı ve eliyle kalan işi tamamlayarak, jelatini ağız kısmından sıyırdı. Tirbüşonu dik bir şekilde şişenin ağzını tıkayan mantara sapladı ve eli ile tirbüşonu döndürdü. O döndürdükçe tirbüşon mantarın içine gömülüyordu. Tirbüşonun burgulu kısmı tamamen görünmez oluncaya kadar işleme devam etti. Tirbüşonun diğer kısmını aşağı doğru bastırdı. Mantar yavaş yavaş yuvasından çıkmaya başladı, bastırmaya devam ettikçe mantar iyice yukarı geldi ve kapamakta olduğu delikten “flop” şeklinde bir ses çıkartarak kurtuldu. Garson mantarı burgulu kısımdan çıkardı ve koklaması için müşteriye verdi. Mantarı eline alan müşteri, gözlerini kapattı ve mantarın şarap şişesinin içinde kalmış olan ter kısmını sağ eliyle burnuna götürdü. Sağ elini sağa sola hareket ettirirken, mantarı da ter yönde hareket ettirerek, bu hareketin verdiği hafif sallantının mantar üstünde kalan şarap kokusunun yayılmasına imkan veren esintisini içine çekti. İlk nefes onu Fransa’nın güneyinde yer alan üzüm bağlarının tam ortasına götürdü. Buradaki koku, şu an ciğerlerine dolmuş olan keskin kokunun daha yumuşağı idi. Ayrıca hafif dağ esintisi ve dağın eteklerinde bulunan çam ve ladin ağaçlarının iğneli yapraklarının yaydığı ferah ve taze koku ile birleşmişti. İkinci nefes, onu bu üzüm bağlarının ortasında bulunan 17. Yüzyıldan kalma dış yüzeyi sarmaşıklarla kaplanmış, birkaç katlı, onlarca odalı taştan yapılmış küçük bir şatonun mahzeninde bulunan, şarap mahzenin bir bölümündeki, büyük üzüm dolu fıçıların bulunduğu üretim alanına götürdü. Burada fıçıların içinde bulun üzümleri narin ayaklarıyla ezmekte olan, Fransız ve İspanyol asıllı güzel kızların vücutlarından yayılan hafif ter ile karışmış, masumluğun ve cazibenin kokusunu hissetti ciğerlerinde. Yüzünde çok geniş bir tebessüm oluşmuştu. Gözlerini açtı, onu bir elinde açılmış şişe ile beklemekte olan çok ta yakışıklı olmayan garsonla göz göze geldi. Bunca hayalden sonra hiç de hoş olmamıştı. Garson elindeki yeni açılmış şişenin ucundan bir miktar şarabı, masanın kenarında bulunan şarap kovasının içine döktü. Sonra aynı miktardan biraz daha fazlasını adamın masasında bulunan, yüksek, geniş ağızlı ve oval şarap bardağına doldurdu ve tekrar o asil duruşuna geri döndü. Şimdi bir eli arkasında, diğer elinde şarap şişesi, dik bir vaziyette bunca zamandır uğruna yaptığı işlemlerin ana nedeni olan elinde tuttuğu şişenin içindeki eşsiz ve paha biçilmez şarabın takdir edilmesini bekliyordu. Adam elini yavaşça bardağa uzattı. Bu an çok önemliydi. Şişenin geri kalanının akıbetini belirleyecek bir andı. Bardağı hafifçe kavradı, kendine doğru çekti ve yüz hizasına kaldırdı. Bardağı tutan eli, hafif bir iki daire çizdi. Şarap bardağın içinde yukarı doğru bardağın kenarlarını yalayarak çıktı ve tekrar aşağı doğru kaydı. Adam bardağın kenarlarında kalan şarabın aşağı doğru kayışını izledi, yavaş yavaş, zeytinyağı kıvamında kayıyordu. Garson tüm bu hareketler esnasında adamın yüz ifadesini dikkatle seyrediyordu. Memnun görünüyordu adam… Tekrar elindeki bardağı yavaşça burnuna yaklaştırdı. Ve derin bir nefes çekti içine… Şimdi yine alımlı kızlar, orta ölçekteki ama bu sefer tamamen kapalı fıçıların ağzındaki büyük tıpaları çıkartıp, oradan akmakta olan kan kırmızı şarabı ellerindeki şişelere dolduruyorlardı. Dinlendirilmiş ve şişeye dolmakta olan şarabın kokusu tüm mahzene yayılıyor, oradan da şatonun tüm duvarlarına siniyordu. Ve son hamle on kontrol; işte en kritik an… Bardağı ağzına götürdü, bir yudum aldı. Bir müddet şarabı ağında tuttu. Daha sonra hafifçe döndürdü ağzının içinde… Genzine doğru akması için serbest bıraktı şarabı ve buradan geçen şarap, son yolculuğunu tamamlamak için midesine doğru hareket etti. Gözlerini tekrar kapadı ve tebessüm yine tüm yüzüne yayıldı. İçtiği nadide şaraplardan biri olacaktı şüphesiz bu şişe… Garsona baktı ve “lütfen doldurun” dedi. Garson yüzünde rahatlamış bir ifade ile, müşterisine tavsiye ettiği ve sonun da onay aldığı, nadide şarabını bardağına koydu. Ve kafasıyla teşekkür ederek, şişeyi hemen yanında duran şarap kovasının içine özenle yerleştirdi. 17. Yüzyıldan bugüne süren bu şişenin yolculuğu burada sona erecekti. Ona hak ettiği saygıyı veren ve takdir eden müşterisini saygıyla selamladı. Ve bir başka masaya, Fransa’nın güneyinde, 17. Yüzyıldan kalma şatolarında dedesinin ve ailesinin, bin bir zahmet emek ve büyük zevkle ürettikleri diğer şişeleri sunmak üzere yöneldi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder