23 Ağustos 2009 Pazar

Sevgi Mesajları

Ellerine baktı, ne kadar uzun zamandır tutmamıştı elini kimse… Ya da ne kadar uzun zamandır kimsenin elini tutmasına izin vermemişti. Neden bu kadar zor bir insan olmuştu, ya da herkese göre zor biriydi. Niye kimseyi hayatına kabul etmiyordu, ya da niye kimse hayatına girecek düzeyde değildi onun için… Herkes onu çok zor biri olarak görüyordu. Nedense… Aslında kendine göre standartları vardı, ama bunu kimsenin anlamasını beklemiyordu. Hayatı basit yaşamayı severdi. Söyledikleri açık, direkt ve dolambaçsızdı. Arkadaşlarına da sevgisini söylerdi, onları sevdiğini, ama hiç sevgi sözleri duymamış ya da ilgiyi hayatında bu kadar saf hali ve yoğun hali ile görmemiş, etrafındaki tüm kadınlar, bu sevgi sözlerini farklı algılarlardı. Her seferinde çok üzülürdü, ağzından bunların çıktığına, bu kadar dürüst, net ve direkt olmasına rağmen yanlış anlaşılmasına… Sonuçta sevdiği tek bir kişi vardı ve bunu da zaten bas bas bağırıyordu her yerde… Herkes o arkadaşça sevgileri alıp yüceltirken, gerçek sevgisini sunduğu kişi ise, sevgisini henüz ellerine almamıştı bile… Bazen çok gülüyordu buna,” sanırım dünyanın terazisi bu şekilde işliyor”, diyordu. Ama aynı zamanda kızıyordu da etrafındakilere; “neden sevgim size arkadaşçayken, bu sevgiye etiketler yapıştırıp, kendinizi O’nun yerine koymaya çalışıyorsunuz?” Hayır, O’nun yerine geçemezsiniz üzgünüm… O yer rezerve daha önceden hanımefendiye… üzgünüm, sizi başka bir yere alalım. O'nun yerine geçmeye de uğraşmayın boşuna, hem kendinizi üzüyorsunuz boş yere, hem de onun size sunduğu arkadaşça sevgiye de saygısızlık ediyorsunuz. Eğer o hanımefendi, siz olsaydınız, zaten çoktan söylemişti size, kaldı ki hanımefendi kendinin kim olduğunu çok iyi biliyor, kendisine defalarca “seni seviyorum” diye söylendi aşk ile, tutku ile... Eğer siz bu kelimeleri duymadıysanız, o zaman siz değilsiniz O… Ve öğrenmeye de çalışmayın kim olduğunu… Birincisi gerçekten sizi ilgilendirseydi kim olduğu bugüne kadar zaten size söylenmişti, söylenmediğine veya adı açıklanmadığına göre size veya diğerlerine, o zaman sizi ilgilendirmiyor demektir, sevgili arkadaşlarım… Sevgi; o kadar basit bir şey değildir. Biri ile hiç vakit geçirmeden, ya da bir gün beraber olarak sevgiyi hissedemezsin kalbinde… Sevgi, zaman gerektirir, sevgi bir evrimdir. Birini tanıyor olman lazım, sevmek için… ve tanımak birkaç dakikada olmaz. O’nun yaşadıklarını bilmen, O’nu anlıyor olman ve O’na verebilecek bir şeylerin olması gerekir. Sadece “aman Tanrı’m ne güzel adam, ne de güzel konuşuyor, ya da ne biliyim ne güzel kadın, harika vücudu var” gibi öngörülerle sevgi yeşermez. Bunlar gelip geçici heveslerdir insan organizmasında… Sevgi araştırma gerektirir. Ortak insanlar bulup karşındaki hakkında konuşulanları, anlatılanları dinlemek, karşındakini yaşamak. Tüm bunların sonunda O’nu düşünmeden geçirebildiğin bir an bile yoksa ve O’nu anlıyor ve empati kurabiliyorsan, ve karşısına geçtiğinde söyleyecek söz bulamayıp, sadece gözlerine bakmakla yetinebiliyorsan saatlerce, gözünü kırpmadan, işte o zaman sevgiden konuşalım gel seninle… İşte o zaman seviyorsun demektir. Bu sevginin derecesinin de delice, çılgınca gibi sıfatlarla bezenmesine gerek yoktur. Sevmek tek başına da kullanılabilen bir fiildir. Eklemeler veya kuvvetlendirmeler yapmaya gerek yoktur. Sevmek yeterlidir. Yeterli olan sevilir. Ve sevilen de yeterlidir hayatta mutlu olmak için, sevdiğin senin olmasa da henüz, ya da olmayacaksa da hiçbir zaman… Sen bu sevgiyi, sevgiliye sahip olmadan ne kadar taşırsın? O sana ve sabrına bağlıdır… Ama bir hakikatte vardır ki; sevgi asla sınanmamalıdır, denenmemelidir… Çünkü sevgi kırılgandır, böyle bir imtihana tabii tutulduğunu gördüğünde, sınavı geçmek yerine, sınav salonunu terk etmeyi tercih edecek kadar gururludur.

Hiç yorum yok: