12 Mart 2010 Cuma

Yazar ve Bülbül

Ve sonunda Yazar kalemine tekrar hükmetmeyi öğrendi. Tekrar yeryüzünde temiz bir kalp bulmuştu. Ya da belki bulduğunu sanıyordu. Ama ne fark eder, önemli olan şu an gördüğü idi… Ve gördüğü kalbin saf bir kalp olduğundan şu an için bir şüphesi yoktu.
Ürkek ve çekingen küçük bir kuş gibiydi, bir bülbül, çünkü öttüğünde öyle ahenkli öyle güzel sesler çıkıyordu ki, yazar onu saatlerce dinliyordu uzaktan… Zaman zaman yanına kadar uçup geliyor, ve en ufak bir rüzgarda korkarak, kanatlarını deli gibi çırpıp, uzaklara uçuyordu. Çoğu zaman bu gidişler uzun sürüyordu. Kimi zaman bülbülü uzaktan görebiliyordu, uçup geçerken bulunduğu yerden Yazar’ın…
Gün geliyor bülbül tekrar uçup gelerek, Yazar’ın yakınlarına konuyordu. Ama hep bir mesafe bırakıyordu aralarında… Asla izin vermiyordu Yazar’ın ona yaklaşmasına ve onunla ilgilenmesine… Evet, Yazar onunla ilgilenmek istiyordu, çünkü bülbüllerin ötüşlerini tanırdı ve onun ötüşünde bir hüzün vardı… Kuvvetli başlayıp, sonunu getirememesinden ve her ötüş dörtlüğünün bitişinde sesi gittikçe kısılarak, artık hiç çıkamaz olduğunda kanatlarını çırpıp, uçarak gitmesinden, anlıyordu hüznünü…
Bu gelip-gitmeler aylarca sürdü. Mesafe hiç kapanmıyor ve hep aynı kalıyordu. Yazar, “acaba yarası mı var” diye düşünüyordu, ama bu olasılığı kontrol etmesine imkan yoktu. Bir tek bu yaranın varlığını ona hissettiren bülbülün hüzünlü ötüşüydü. O hüznün içinde yaşanmışlık ve yaşanmışlığa isyan vardı. Ama asla bu isyan sesini yükseltmiyordu kuşun… İsyanını hüznüne katarak aktarıyordu dünyaya…
Bir gün, nedenini hala tam olarak hatırlamıyordu Yazar ama, ürkek bülbül, birden koluna kondu Yazar’ın… Hem de hiç beklenmedik bir anda… Yazar şaşkın, Yazar’ın kalemi daha da şaşkın idi, olanları yazarken…
Yazar onu seyretti birkaç gün, ötüşünü dinledi, gülüşünü seyretti. Gülüyordu bülbül, gülebiliyordu. Bu Yazar’ı çok mutlu etmişti. Yazar ona hikayelerini okumaya başladı akşamları, bu hikayeler bülbülü ağlatıyordu. İlk defa o an, ağladı an, dokundu Yazar bülbüle, ya da bülbül izin verdi dokunmasına… Bülbülün iki yanağının yanından akan göz damlalarını sildi, parmaklarıyla yavaşça Yazar… Ve ona
- “Ağlama minik kuşum, ağlama sakın” dedi… “Sen ağlarsan ben de ağlarım”

Hiç yorum yok: