“İyi insan olabilmek için önce kötü insan olduğunuzu kabul etmeniz gerekmektedir” (Epictetos)
Bu cümlenin anlamının altında yatan insanoğlunun en önlenemez ve herkesin içinde de olan özelliği olan kibir, aslında insanın varlığında bir adım ileri gitmesinin önündeki belki de en önemli ve en büyük etkendir. “Ben asla böyle düşünmem” diye içinden geçiren bir sürü insan vardır. Bunun karşılığı olarak kullanılan kelime “ Kibir”’dir.
Buna şöyle bir örnek verelim; iki ya da daha çok kişi arasında bir sorun yaşanıldığında herkes kendine göre en haklıdır. Herkes yaşanan durumda haklı olduğunu, karşısındaki insanın ise haksız olduğunu düşünür. Kimse ne karşısındaki için, ne de kendine empati yapmaz. Kendine empati yapmak, bölümüne takıldınız değil mi? Empati hep karşımızdakine karşı yapılan ve uygulanan bir davranış ve iletişim unsuru olarak bize aktarılmıştır. İşte Epictetos’un yukarıdaki cümlesindeki kendimizle yüzleşmemiz de aslında tam bir kendimize için yaptığımız empatidir. Kendi benliğimizin dışına çıkıp, hatta vücudumuzun dışına çıkıp, kendimize, dışarıdan bakmak ve bu anda kendimize şu soruları sormak; “neden şu anda bu benim başıma geliyor/ ben davranışımda haklı mıyım/ ben ne yaptım da bu duruma geldim? “ . Bu sorulara bulacağımız cevaplar da göreceğiz ki, Tanrı’ya karşı yaptığımız hatalar sonucu bu olayları yaşıyoruz. Çünkü her yapılan hata ona karşıdır, dolayısıyla O’nun suretinde yaratılan kendinize karşıdır. Herkes her ne yapıyorsa kendisine yapar, kimse karşısındakine zarar veremez, zarar verdiğimiz tek şey benliğimizdir. Ve bir kişi bir başkasına sorun yaratıyorsa, sorunu yaşayan kişi mutlaka bunu yaşamayı hayatının belli bir yerinde yaptığı hata ile hak etmiştir. “Biz bazılarınızı, bazılarınızla kırarız” şeklinde Kuran’da geçen ayetin anlamı “savaş” değil işte tam da budur. Çok karmaşık geliyor değil mi, ama ilerleyen satırlarda daha da basitleşecek emin olun okumaya devam ettikçe…
Yine bir örnek daha verelim. Eğer iki veya daha çok kişi bir olay ile ilgili farklı veya aynı sorunları yaşıyorlar ve bu olayda bir araya geliyorlar, yolları kesişiyor ve aynı sıkıntıya veya mutluluğa ortak oluyorlarsa, burada sadece o topluluktaki bir kişi için değil, o topluluktaki herkes için bir sınav vardır. Olayda sorumlulukları, payları, hisseleri, katkıları ne olursa olsun... İşte böyle bir durumda dahi olayda payı, sorumluluğu büyük ya da küçük olan birine tüm günahı yüklemektense, “ben neden bu sorunun içindeyim, ne yaptım da ben bunu yaşıyorum” diye kendimize sormakta, yani kendi kendimiz ile empati yapmakta fayda vardır, hatta bunu yapmamız bir zorunluluktur.
Önemli ve unutulmaması gereken en önemli şey;
Tanrı hiçbir zaman size bir başkası yüzünden bir acı, sıkıntı çektirmez ya da mutluluk vermez. Tüm bunları hayatınızda yaptıklarınızla siz kazanırsınız. Siz ekersiniz ve Tanrı da biçer.
Tüm çekilen sıkıntılarda, işin içinde başkaları da olsa, sizin mutlaka bir payınız, yaşamanız, ders almanız gereken bir şey vardır. Yaşadığınız her şeyin sorumlusu sizsiniz. Kimsenin yaptığı yanlıştan dolayı siz acı ya da sıkıntı çekmezsiniz, çektirilmezsiniz. “Ben neden bu olaya dahil oldum ve sıkıntıyı/mutluluğu paylaşıyorum” sorusunun cevabında şu vardır: Bir yerde konunun bir tarafı ile ilgili mutlaka bir hata yapmışınızdır kendi benliğinize, size verilen nimetlere ve Tanrı’ya karşı (dolaylı yoldan o insanlara veya başkalarına karşı)…
Bu olaylarda bazen size verilen nimetleri kaybedersiniz, ama unutmayın asla o nimetler (para, mülk, araba, varlık, eş, arkadaş, aile vb…) size ait değildir. Bu dünya ve dünya üzerindeki her şey, her materyal, her üretilen şey Tanrı’ya aittir. O istediği için size vermiştir. Elinizdeki tüm varlığa “benim” demekte günahlardan biridir, çünkü onlar asla size ait değildir, size sadece emaneten verilmişti Tanrı tarafından… Ama verdiği gibi geri almasını da bilir. Eğer elinizdekileri kaybediyorsanız bir yerde yukarıda bahsettiğim hataları yapmış ve de kibire düşmüş olabiliriniz. İşte böyle bir durumda eğer Tanrı’nın sevgili kuluysanız ve size öğretmek istiyorsa, sizi malınızla, çevrenizdeki insanlarla sınayabilir. “Günahkarlar da sınava tabii tutulurlar ama anlamazlar” Eğer sınavınızın farkına varıyorsanız Tanrı size ikinci bir şans veriyor demektir.
Bu noktada başkalarının sınavları ile ilgilenmeyin, kendi sınavınıza ve size sorulan soruya veya sorulara konsantre olun ve onların cevabını bulmaya çalışın. Ve yaşadığınız hiçbir olay ile ilgili başkalarını suçlamayın ve dönüp kendinize şu soruyu sorun “Ben nerede Tanrı’ya karşı böyle bir konu ile ilgili yanlış yaptım. Nerede kibre düştüm ve Tanrı’nın bana nasip ettiği şeyler ile ilgili hata yaptım?”
Bu soruları sormak işte tam da Epictetos’un söylediği cümledeki, “……..önce kötü insan olduğunuzu kabul etmeniz gerekmektedir”, kısmına denk gelir. Sakın yaşadığınız olaylarda, "bunda benim sorumluluğum yok ki" demeyin, ya da "benim suçum neydi Tanrı’m?" şeklinde isyana düşmeyin. Bu noktada doğru cevabı bulduğunuzda ve hatanızı kabul ettiğinizde, “iyi insan“ olma yolunda bir adım daha atmış olacaksınız. Bakın “iyi insan“ olacaksınız demiyorum. Çünkü bu yol çok uzun bir yoldur ve unutmayın evrende tek bir iyi vardır, o da Tanrı’dır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder