Bugüne kadar hep her şey dahil, beş yıldızlı tatil seçeneklerini benimsemişti. Eski sevgilisinin onu davet etmiş olduğu yer, bu konsepte tamamen aykırı olmakla beraber, internetten resimlerine baktığında ağzından çıkan tek kelime “muhteşem” olmuştu. Ancak yer mi muhteşemdi yoksa onun yanına oraya gitmek mi, tabii ki tartışılırdı. Onunla yaptıkları her şeyden zevk alırdı. Bir erkek, nadir olarak bir kadının seçimlerine kendini bırakırdı, ama O çoğu kez bunu yapmış ve asla da pişman olmamıştı. Kız her seferinde onu memnun edecek seçeneği bulmuş ve uygulamıştı. Ama artık ayrılardı, oraya bir arkadaşı olarak onu görmeye gidiyordu.
Buraya hafta içi gitmeyi tercih etmişti. Bu tercihinin ne kadar isabetli bir karar olduğunu oraya vardığında anlayacaktı. Kısa süren bir araba yolculuğu sonrası, kocaman ahşap bir kapının önüne geldi. Kapı biraz bekledikten sonra açıldı, arabayı sürmeye devam etti. Sağ tarafta atların dolaştığı bir manej ve arkasında ahır, sol tarafta ise sık ağaçlık alan devam ediyordu. Şu ana kadar görmüş olduğu ve bulunduğu alanın içindeki tüm evler, iri kütüklerden yapılmış, çeşitli büyüklükteki ahşap ev ve kulübelerdi. Arabayı kendisine işaret eden görevlinin gösterdiği yere park etti. Etrafta hiç başka araba yoktu. Arabasından indi ve resepsiyon yazılı kulübeye yöneldi. Kısa süren kayıt ve ödeme işleminden sonra, elinde çantaları ile yukarı doğru yürümeye başladı. Rampadan çıkarken görmekte olduğu doğa ve manzara karşısında şaşırmamasına imkan yoktu. Sol tarafa baktığında dalgalı uçsuz bucaksız bir deniz, bomboş bir kumsal ve yine deniz kenarındaki ahşap kulübeleri görüyordu, sağ tarafta ise rampaya dizilmiş irili ufaklı kulübeler vardı. Kendi kulübesi daha yukarıdaydı. Özellikle tepedeki kulübelerden en sonda olanını seçmişti. Çünkü resimlerden gördüğü kadarı ile önü açık ve denizi sonsuz gören bir yerdeydi. Kulübesine girdiğinde kendisini seçiminden dolayı da tebrik etmeyi ihmal etmedi. Çantaları yatağın kenarına bıraktı ve balkona çıktı, önünde denizin maviliğini kesen hiç bir şey yoktu. Yukarıya baktığında ise gökyüzünü yine kesintisiz görebiliyordu. Kulübenin hemen yanındaki terasta ise sallanan bir salıncak, gecenin ilerleyen saatlerinde onu bekliyor olacaktı. Huzurun tavan yaptığı yer burası olsa gerek diye düşündü. Hazırlandı, telefonla eski sevgilisini, yeni arkadaşını aradı ve geldiğini haber verdi. On dakika sonra plajda buluşacaklardı. Zor bir durumdu. Çünkü halen onu çok seviyordu ve her ne olursa olsun ona olan sevgisi bitmeyecekti. Çünkü çok zor bir zamanında karşısına çıkmıştı bu kişi ve tam sevgi ve aşktan ümidini kesmişken, işte tam aradığımı buldum dedirtmişti. Ama olmayınca da olmuyordu işte, zorlamamışlardı ve tadında kesmişlerdi ilişkilerini…
Ve bu görüşme, bu müthiş romantik yerdeki arkadaşça görüşme… Acı verecekti ona, biliyordu, zor geçecekti bu iki gün… Plaja doğru yürüdü. Ondan önce oraya vardığını düşünürken, yine her zamanki gibi, önceden her şeyin hazırlandığını gördü. Oturacakları şezlonglar hazırdı plajda… Bir tanesini aldı, eşyalarını yerleştirdi ve oturdu, beklemeye başladı.
Bir süre sonra sağ taraftaki yüksek merdivenlerin görünen sonunda belirdi. Ona doğru geldi, ve ilk defa onu yanaklarından öptü, sarılarak… İçi titremişti. O an onu orada kumların üstüne yatırıp, dudaklarına yapışıp, sonsuza kadar orada kalmak için her şeyini verirdi. Zaten onun için bayağı bir şeyini vermişti. Gururunu, ve diğer sahip olduklarını… Ama bazen bazı şeylerin önüne geçemeyeceğini biliyordu. Bu şekilde kabul etmişti, gelişmeleri… Artık aralarındaki sıfat “arkadaşlık” idi.
Uzun bir süre kısa sohbetler ve kitap okumalarla geçen bir dönemden sonra… Yine kız ondan beklenen çılgınlığı yaparak, denize girmeyi teklif etmişti. Denize girmekten hiç hoşlanmayan, hatta senelerdir denize girmemiş, hep havuzu tercih etmiş biri olarak, bu büyük dalgaların olduğu ve nerede derinleşip, nerede sığ hale geldiği belli olmayan denize girmek kararını almasının tek sebebi vardı, onun ile bir şey yapıyor olmak. Bundan hiç pişman olmamıştı daha önce…
Denizde geçen vakitte, dalgalarla oynadılar, birbirleri ile oynadılar, şakalaştılar, yüzdüler, birbirlerini seyrettiler. Zaman zaman suyun içinde, tamamen dalgalara(!) dayalı sebeplerle el ele tutuştular, hafifçe birbirlerine sarıldılar. Tüm bunlar yaşanırken kendini 17’li yaşlara geri dönmüş ve hiçbir sorunu olmayan bir genç gibi hissediyordu. Hayatının sonun kadar onunla, orada kalabilirdi. Arkadaş (!) olarak…
Denizden çıktıklarında, biraz dinlendiler. Sonra hafif bir yemek atıştırması ve kızın sahilde yürümeyi teklif etmesi… Yürüyüş başladı. Sahil bomboştu. Neredeyse… Uzun bir yürüyüş sonrası geldikleri bölgede deniz daha sakin ve koy tamamıyla boştu. Tek bir kişi bile yoktu ve de görünen bir yer de yoktu. Arkaları yüksek bir yalıyar, önleri ise kayalıkların çevrelediği nispeten sakin masmavi bir denizdi. Bir an Di Caprio’nun oynadığı “Kumsal” adlı filmin sahneleri geçti aklından… Burada da denize girdiler, aynı oyunlar, burada da, ama daha samimi oynandı bu sefer… Bu oyunlara öpücükler eklendi. İkisi de aslında hiçbir zaman ayrılmamışlardı birbirlerinden… Öpüşmelerin görüntüsü sevgiyi ve içlerindeki ateşi dışa vuruyordu açıkça… Deniz deki oyunları bittiğinde kumsalın denizle birleştiği yere uzandılar birbirlerine sarılarak… Çocuklar gibi eğlenip, iki ateşli genç aşık gibi sevişiyorlardı. Aslında bu ikisinin de aklından geçen şey değildi, buna emindi, en azından kendi açısından… Ama içindeki sevgi, ve karşısındakinin bakışlarında ve kelimelerinde hissettiği özlem ile bulundukları ortamın dayanılmaz romantizmi birleştiğinde, geldikleri nokta kaçınılmaz olmuştu. Hayatının en romantik anlarını geçiriyordu, iliklerinin içine kadar hissediyordu sevgiyi, onu ve romantizmi…
-Bu gece benimle kal…
-Tamam
-Gerçekten mi?
-Evet kalacağım.
-Seni çok özledim canım…
-Ben de canım, iyi ki geldin…
Yeniden birbirlerine sarıldılar ve kumların üzerinde yuvarlanırken dudakları birbirine yapıştı, onca ayrı kalmışlığın ve tam tamına iki gün sürecek, sonrası olmayacağını bildikleri bu anın beyinlerine kazınacak özlemi ile…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder